|
ASPERGER SENDROMU
Asperger sendromunda, tipik olarak otistik çocuklarda görülen
sosyal ilişki ve iletişim sorunlarının yanı
sıra dar ilgi alanı görülür. Çok sınırlı
konularda ve dar çerçeveli alanlarda derin
bilgilere sahiplerdir, bu nedenle bu
çocuklara "küçük profesör" yakıştırması
yapılır. Otizmden farklı olarak zamanında
konuşmaya başlarlar; aşırı bilgiçlik ve el
becerilerinde özel sorunlar görülür. Bu
çocuklar normal veya üstün zekaya
sahiptirler. Mekanik oyuncaklara çok
düşkündürler ve ilgi alanı dar olan
insanlarla daha iyi yakınlık kurarlar.
Amaçsızca bir takım nesneleri
toplayabilirler, öz bakım sorunları yoktur.
Erişkinlikte ise, kurallara sıkıca bağlı,
soğuk ve mesafeli insanlar olarak
tanınırlar. Bu çocukların sosyal hayatında,
genelde bir tane çok yakın arkadaşları
vardır ve bu kişinin de sıklıkla dar,
kısıtlı ilgi alanları vardır.
Duygusal hayatında hep akılcı ve heyecansız yorumlamalara sahiptir,
davranış sorunları görülebilir, jest, mimik
ve vücut dilini kullanmada sorunları vardır.
Bu sendromda genetik ilişki sıklıkla baba ve
oğul arasında kurulur. Otizm ve Asperger
Sendromu birbirine dönüşebilir bir nitelik
taşır.
Asperger Sendromu'nun klinik özellikleri şöyle sıralanabilir:
normal dil gelişimi, normal zeka ve hatta
bazen üstün zekaya sahip olma,
beceriksizlik, bilgiççe, ders veriyormuş
gibi konuşma tarzı, antisosyal şiddet içeren
davranış. Görülme sıklığı 1000'de 1'dir.
Erkeklerde 2-4 kez daha fazladır. Tanı
genelde 5 yaş civarında konabilir. Dikkat
eksikliği - Hiperaktivite Sendromu ve
depresyonla eş zamanlı görülür. Özellikle
dede ve babalarda ailevi geçiş görülür.
Asperger sendromu ile yüksek işlevli otizm üzerinde de
araştırmacıların tam anlaşamadıklarını
görüyoruz, ancak bugünkü verilere göre;
yüksek işlevli otizmin normal akademik
zekalı (matematik-mantık-dil) ve konuşan
kişilerde görüldüğünü ve otizmin ön planda
olduğunu, asperger sendromunda ise otizmin
geri planda gizlenip, kişilik özellikleri
olarak görüldüğü ve bu nedenle de
belirlenmesinin zorluğu söz konusu oluyor.
Otizm için verilen belirtiler ile otizmli kişilerin üniversite
eğitimi görmesi ve konferanslar verebilmesi
olanaksız gibi görülebilir. On yıl önce
hafif otizm, yüksek işlevli otizm yada
asperger sendromu hakkında yaygın ve
sağlıklı bilgi yoktu. O zaman otizm hakkında
bildiklerimiz; otizmli kişilerin gözle
görünür derecede engelli olması idi ve belli
ölçülere uyması gerekiyordu. Bunların en
başında gelen ölçü, otizmli kişinin göz
kontağı kurmaması idi. Kısa bir süre önceye
kadar otizm tanısı konulurken çocuktaki
belirgin bazı özellikler üzerinde
duruluyordu. Oysa bugün göz kontağı
kuramayan ağır otizmli kişilerin yanı sıra,
otizmin zorluklarını çeken ama göz kontağı
kurmaktan kaçmayan kişiler de görüyoruz.
Aşağı yukarı son on yılda yapılan araştırmalar ve çocukların
gelişmelerinin ileri yaşlara kadar takip
edilmesi ile bugün kesin konuşulabilen
sonuçlara ulaşıldığını görüyoruz.
Araştırmacılar yeni doğmuş bebeklerin
filmlerini çekip daha ileride eğer
aralarında otizmli olan çıkarsa, önceki
gelişimine bakarak, otizmi erken
yakalayabilmek amacını güden çalışmalar
yapıyorlar. Otizmi görünür hale gelmeden
önce belirlemek mümkün mü, mümkün ise hangi
davranış ve durumlarda yakalamak mümkün? Bu
soruların cevapları araştırılmaktadır.
Normal gelişimde çocuk çevresini anlamaya ve yorumlamaya
başladıktan sonra (3 yaş civarı) çevreyle
uyum sağlamaya başlar. Taklit yoluyla
sözleri ve hareketleri tekrarlayan çocuk 4
yaş civarında çevresine uyum sağlamış olduğu
düşünülebilir. Eğer 6 yaşındaki bir çocuk
hala 2 yaşındaki çocuğun duygusal
tepkilerini gösteriyorsa (örn; kızınca eline
geçeni yere atıyor, her aklına geleni -6 yaş
olarak- aklın süzgecinden geçirmeden
söylüyor, başkalarının ne düşünebileceği
üzerinde yorum yapmıyor veya yorumlarını boş
veriyorsa) çocuğun eğitimi üzerine ihtimam
göstermek gerekecektir. Bu davranışlar ağır
otizm anlamında otizmi yansıtmadığı için ana
baba ve çevre otizm ihtimali üzerinde
durmaz. Çocuk ancak gözle görülür ve normal
gelişim dışında ağır zorluklar yaşıyorsa ana
babanın ve çevrenin dikkatini çeker. Daha
önceleri; göz kontağı kurmayan, konuşamayan,
kendi dünyasında yaşayıp iletişim kurmayan,
arkadaşı olmayan ve bunun gibi ağır otistik
davranışlar gösteren çocuk için "otistik"
deniliyordu. Tabii bugün hala bu seviyede
olan çocuklarımız var. Ancak araştırmaların
ilerlemesi ile hafif otizmin sanıldığından
daha fazla olduğu düşünülüyor. Bu düşünceyi
yetişkin psikiyatrisinde karşılaşılan
olaylar pekiştirmektedir. Çocuk ve genç
psikiyatrisinde keşfedilmeyen çocukların
ileride yetişkin psikiyatrisinin yardımına
gerek duyduğunu görüyoruz. Otizm konusunda
tecrübeli bir psikiyatrist; yetişkin
hastasının, çocukluk ve gençlik yılları
hakkında bilgi edindiği zaman hafif otizmin
belirtilerini görebilir. Çünkü ağır otizmli
kişinin çektiği zorluklar ile hafif otizmli
kişinin çektiği zorluklar temelde aynıdır,
tek fark çekilen zorluktaki seviye farkıdır.
Çocuğuna otizm (ve belki dikkat eksikliği, aşırı aktiflik ve motor
hareketleri bozukluğu da beraber olmak
üzere) tanısı ihtimali ile beklenen dönemde
ana babalar, çocuklarının her davranışını
inceleyerek hangi belirtilerin var ve
hangilerinin yok olduğu üzerinde durur.
Çocukların değişken olduğu günler hesaba
katılırsa ana baba için çocuğunu tanımak
iyice zorlaşır. Çocuğun bir gün otizmli
olduğuna karar verilirken, ertesi gün
şüpheyle birlikte bir umut belirebilir.
Kaynak: İnternet
|