|
PASİF-AGRESİF KİŞİLİK BOZUKLUĞU (PAKB)
A.T. Beck ve A. Freeman
Özet Çeviri: Araş. Gör. Ayşegül Durak
Batıgün
Pasif-agresif kişilik bozukluğunun göze çarpan en belirgin
özelliği, dıştan gelen herhangi bir isteğe,
engelleme ve tepki gösterme davranışlarıyla
karşı koyulmasıdır. Söz konusu bu
davranışlar işi erteleme, kalitesiz iş yapma
ve unutma biçiminde kendini gösterir. Bu
insanlar mesleki ve sosyal alanlarda
standartların altında bir performans
gösterirler. Tahmin edilebileceği gibi bu
özellikler pek çok kişide görülebilir ama
PAKB olan bireylerde kronik ve esnetilemeyen
bir davranış örüntüsü haline gelmiştir.
PAKB olan bireyler herhangi bir konuda insanlarla doğrudan yüz yüze
gelerek sorunları çözmekten kaçınırlar ve
bunun tehlikeli olabileceğine inanırlar.
Kaçınan (avoidant) kişilik bozukluğu olan
bireyler, başkaları tarafından reddedilme ve
yanlış değerlendirilme korkusu nedeniyle
atılgan davranışlardan kaçınırken, PAKB olan
bireyler yüzleşmeyi başkaları tarafından
kontrol edilme ve davranışlarına müdahale
olarak yorumlarlar. Bu kişilerden istemediği
bir işi yapması istendiğinde, bu isteğe
gücenme ve bu gücenmişliği davranışlarla
ifade edememe özellikleri birleşerek pasif
olarak işi engelleyici bir tarz ortaya
çıkar. Buna ek olarak, iş ile ilgili sorular
soran kişiye/kişilere kızma, onların
önerilerini önemsememe ve göz ardı etme gibi
davranışlar gözlenir. İşte ve okulda yapmak
zorunda oldukları görevlerinin bulunması
nedeniyle de kızgınlık ve gücenmişlikleri
artar. Otorite figürleri genellikle keyfi ve
adaletsiz olarak algılanır. Bu özellikleri
ile tutarlı olarak diğer kişilerle
problemleri olduğunu kabul etmez ve bu
problemlerinin, yaşadıkları güçlüklerinin
nedeni olduğunu göremezler.
Bilişsel Terapi
Yaklaşımı
PAKB olan bireylerin otomatik düşünceleri, onların olumsuz bakış
açısı ve bağımsızlık gibi özelliklerini ve
dirençlerini yansıtır. Örneğin insanlardan
gelebilecek herhangi bir isteği fazla
sırnaşıkça ve talepkar bulabilirler.
Tepkileri ise, bu isteği gerçekten yerine
getirip getirmemeyi isteyip istemediklerini
düşünmeden, otomatik olarak reddetmektir.
Diğer insanların kendilerini kullanmak
istediklerini düşünür ve değersiz oldukları
duygusuna kapılırlar. Bu olumsuzluk,
düşüncelerinde bir saplantı halindedir. Bu
kişiler birçok olaya olumsuz olarak
yaklaşırlar. Nötr ya da olumlu olaylarda
dahi olumsuz yönleri arar ve bunlar üzerinde
yoğunlaşırlar. Bu durum, depresyonda görülen
olumsuz düşünce tarzından farklıdır:
Depresif kişiler, çevre veya gelecek ile
ilgili kendine zarar verici veya negatif
düşünceler üzerine odaklanırlarken,
pasif-agresif kişiler diğer insanların
kendilerini takdir etmedikleri veya
kendilerini kontrol etmeye çalıştıklarını
varsayar, bunların üzerine odaklanırlar.
Birisinden negatif bir geribildirim
aldıklarında kendilerinin yine yanlış
anlaşıldığını düşünürler. Olumsuz otomatik
düşüncelerin bu denli çok olması, bu
hastaların hissettikleri öfkenin bir
belirtisidir. Bu hastalar olayların bir
"kesin"lik çerçevesi içinde gelişmesini
isterler ve belirsiz bir durum ile
karşılaştıklarında toleransları çok düşük
olur. Bu katılık, obsesif-kompulsif
kişilikte görülen doğrudan hedefe yönelme
saplantısından farklıdır. Pasif-agresif
davranış bozukluğu olan kişinin önem verdiği
şey, elde etme olayından çok başkalarına
bağımlı olmama halidir.
Belirleyici bazı otomatik düşünce tarzları
aşağıdadır:
• Bana bunu yapmamı ne cesaretle söylerler.
• Ben ne yapmak istersem onu yaparım.
• Yaptığım bu iş için kimse bana kredi vermiyor.
• İnsanlar beni kullanıyorlar.
• Hiçbir şey benim istediğim gibi gitmiyor.
• İnsanlar bana daha çok saygı göstermeliler.
Tüm bunlara ek olarak, bu hastalar atılgan
davranışlar gösterme konusunda zorluklar
yaşarlar. Yani, başkaları ile çatışmaya
girmenin kötü bir şey olduğuna, onaylanmama
ve kabul görmemeye yol açabileceğine
inanırlar. Kendilerini gösterme konusunda
başarısız oldukları halde başkalarının
isteklerine boyun eğmeyi de gücendirici bir
şey olarak algılarlar. Kendilerinden
yapılmasını istenenleri doğrudan veya
dolaylı olarak yapmazken, başkalarının işini
de pasif olarak bozmaya çalışırlar. Kendi
çelişkilerini açıkça ortaya koymaktan ve
boyun eğmekten kaçınırlar. Kuralları,
insanların onları razı etmek için
kullandıkları birer araç olarak görür,
başkalarının da o kurallara uymak zorunda
olduklarını göz ardı ederler. Durumu
yalnızca kendi cephelerinden görürler ve
kendilerine haksızlık edildiğine inanırlar.
Örneğin bir hasta kendisine fatura
verilmediği için sinirlenmiş, bir randevu
ayarlamaktan da kaçınarak terapistin
telefonlarını ve mektuplarını da cevapsız
bırakmıştı. Öfkeli telefon konuşmaları
başlayıncaya kadar, sorunun, faturasını
alamaması olduğunu açıklamamıştı. Güdülerini
gizleme konusunda son derece ihtiyatlı olan
paranoid kişilik bozukluğuna sahip
bireylerin tersine, bu hasta kendisine
haksızlık edildiğini düşünmekteydi. Park
yasağının olduğu bir yere arabasını park
ettiği için arabası polis tarafından çekilen
bir hasta da, bu konu ile ilgili kural çok
belirgin olmasına rağmen arabasının
çekilişine çok sinirlenmişti.
Pasif-agresif kişiler, kısmen de olsa zayıf olan sosyal ve mesleki
performansları nedeniyle karamsar bir bakış
açısına sahiptirler. Hayatın çekilmez
olduğuna inanırlar ve olumsuz deneyimleri
üzerinde yoğunlaşırlar. Sanki her şeyi bir
olumsuzluk süzgecinden geçirmektedirler.
Genellikle olumsuz bir tutum içerisinde olan
depresif hastalardan farklı olarak, çok
çalışmanın kendilerine yaşamsal ödüller
sunmasını beklemezler. Bu kişiler
kendilerini kaderin bir kurbanı olarak
görürler ve kendi tavırlarının yaşamlarını
ne denli etkilediğini açıkça göremezler.
Olaylar iyi gitmeye başladığı zaman, olumsuz
bir şeyin gelmek üzere olduğunu düşünürler.
Bu tip düşünce biçimlerinden bazıları
aşağıda verilmiştir:
• İnsanlar beni anlamıyor.
• Hayat çekilmez. Hiçbir şey benim istediğim gibi değil.
• Eğer izin verecek olursan insanlar seni kullanır.
• Ne yaparsan yap, hiçbir şey istediğin gibi gitmez.
• İnsanlara açık olmak tehlikelidir.
• Kurallar keyfi ve beni boğuyorlar.
Davranış
PAKB olan bireylerin davranışları, onların bilişsel örüntülerini
yansıtır. İşi erteleme ve kalitesiz iş yapma
gibi pasif-karşıtsal bir davranış, bir işi
yapmak zorunda olmanın yarattığı gücenme
duygusundan kaynaklanan bilişler ile
ilgilidir. Erteleme yönünde bir tutum
takınmak, direnci göstermenin en kolay
yoludur. Bazı durumlar ile karşı karşıya
kaldıklarında ters bir sonuç ile karşılaşma
riskini göze alamadıklarından ve etkin bir
biçimde davranma yeteneğinden de yoksun
olduklarından dolayı, talepler karşısında
pasif olarak geri çekilme yolunu seçerler.
Yerine getirmeleri gereken bir görev ya da
yükümlülük ile ilgili istenmeyen bir sonuç
ile karşılaştıklarında, bu sonuçlara nasıl
uyum sağlayacakları ve başa çıkacaklarını
düşünmek yerine, otorite sahibi kişilere
kızar, sinirlenirler. Bu kızgınlık nadir
olarak dışa vurulur ama aslında pasif bir
misilleme yoluyla (örneğin sabotaj) ortaya
çıkar. Terapi sırasında bu durum, seanslara
para ödememek veya terapist ile işbirliğine
girmeyi reddetmek şeklinde kendini gösterir.
Randevusunu unutan pasif-agresif bir hasta
buna örnek olarak verilebilir.
Duygu
Pasif-agresif davranış bozukluğu olan hastalarda görülen en
belirgin negatif duygusal haller kızgınlık
ve sinirliliktir. Keyfi standartlara
uymalarının beklendiğini ve her zaman yanlış
anlaşıldıklarını veya takdir edilmediklerini
düşündükleri için bu durum pek şaşırtıcı
değildir.
Bunun yanı sıra hedeflerini kişisel ve profesyonel olarak
sınıflandırmada güçlük çekerler. Davranış ve
tutumlarının, yaşadıkları problemlerin
nedeni olduğunu görmedeki başarısızlıkları,
onların kızgınlık duygularını daha yoğun
yaşamalarına ve çevrelerinin onların işini
bir kez daha bozduğuna inanmalarına neden
olur.
Yaşadıkları kızgınlık ve öfkenin yanı sıra, dışsal kontrole karşı
hassas olmaları nedeniyle diğer kişilerin
getirdiği öneriler kendi özgürlüklerine
müdahale olarak yorumlanır. Diğer insanlarla
birlikteyken, hem bu kişiler tarafından
kontrol edilmeyi beklerler hem de buna
şiddetle karşı çıkarlar.
Terapiye Başvurma
Nedenleri
Pasif-agresif kişilik bozukluğu olan hastaların terapiye başvurma
nedenlerinin başında, diğer insanların
beklentilerine direnç göstermeleri ve bu
insanlardan şikayetçi olmaları gelmektedir.
Bu durum evlilik ilişkisinde olduğu kadar
işçi-işveren ilişkisinde de ortaya
çıkabilir. Eş tarafından yapılan şikayetler
genellikle hastanın ev işleri ile ilgili
herhangi bir sorumluluk almak istememesi ile
ilgilidir. Bir kadın, kendisinin de
kocasının davrandığı gibi davranıp,
isteklerini cevapsız bırakarak ilişkiyi
bitirmekle tehdit edene kadar kocasının
davranışlarını değiştirmediğini söylemişti.
Bu noktada hasta, eşi kendisini tekrar
ilişkiye adayana kadar onunla geçici bir
işbirliğine girişmiş, sonra eşinin
isteklerine karşı geri çekilmesi ve direnişi
yeniden başlamıştır. Bu tip hastalar bazen
de işverenleri tarafından, iş yerinde
kuralları önemsemedikleri ve işi ağırdan
aldıkları için tedaviye girmeye zorlanırlar.
Bu hastaların tedaviye başvurmalarının başka bir sebebi de
depresyondur. Depresyona neden olan faktör
ise hem kişilerarası ilişkilerde hem de iş
yaşantısında sürekli olarak ödülden yoksun
kalmalarıdır. Örneğin dıştan gelen taleplere
karşı gösterdikleri direnç, hayatlarında
hiçbir şeyin doğru gitmediği yolunda bir
inanca kapılmalarına neden olabilir. Dahası,
çevrelerine bakış açıları (örneğin,
başkaları tarafından kontrol edilmeye yatkın
olmaları), onları tüm dünyaya karşı olumsuz
düşünceler beslemeye sevk eder. Bu durum ise
genellikle kronik bir distimik bozukluk ile
sonuçlanır. Hatta, bu hastalar bir
başarısızlık veya kayıp ile
karşılaştıklarında yaşadıkları depresyonun
şiddeti daha da artar.
Değerlendirme
Stratejileri
Pasif-agresif kişilik bozukluğu olan bir hasta ile görüşme
yapılırken, hastadan tüm bilgileri almanın
güç olacağı göz önünde bulundurulmalıdır. Bu
hastalar, sorulara eksik veya kısa cevaplar
verebilir ya da başka bir tanı grubundaki
hastanın kolayca cevaplayabileceği bir soru
karşısında sinirli bir tavır
sergileyebilirler. Her ne kadar soruları
cevaplandırırken aktif bir görünüm
sergileseler de, ya doğrudan cevap vermekten
kaçınır ya da gereksiz bir sürü detay
üzerinde dururlar. Bunu yaparken de "bu
soruya cevap vermek zorunda değilim" veya
"bu soruları soran kişi beni kontrolü altına
almaya çalışıyor" şeklinde düşünebilirler.
Bu olumsuz tutum tarzı, hayatlarının çok zor
olduğu, hiçbir şeyin kendi istedikleri gibi
gitmediği yolunda bir değerlendirme
yapmalarına neden olur. Yaşadıkları
güçlüklere nasıl katkıda bulunduklarını
düşünmek yerine, başkalarını suçlamayı
tercih ederler.
Klinik Stratejiler
Kişilik bozukluğu olan hastalar tedaviye başladıklarında, davranış
ve düşünceler üzerindeki uzun süreli
değişimlere genellikle ilgi duymaz, bunun
yerine depresyon gibi bir Eksen I bozukluğu
veya diğer insanlardan gelen baskılar
nedeniyle tedaviye başlarlar. Bu durum
özellikle, yaşadıkları güçlüklerin
kendilerinden değil de diğer insanlardan
kaynaklandığına inanan PAKB olan hastalar
için geçerlidir. Bu nedenle yapılacak ilk
iş, hastayı tedaviye başvurmaya iten sebebin
saptanması olmalıdır.
Pasif-agresif hastalar ile çalışırken izlenebilecek ilk strateji,
bu hastalara işbirlikçi bir tavır ile
yaklaşmaktır. Bu her ne kadar bilişsel
terapide uygulanan genel bir kural da olsa,
PAKB olan hastalarda otorite figürlerini
reddetme eğilimi bulunduğu için, ayrı bir
önem taşır. Önemli olan, tedavide aktif
olarak seçim yaptıklarını ve terapist
tarafından manipüle edilmediklerini ya da
yönlendirilmediklerini fark etmeleridir.
Terapist, hastanın kendi seçtiği konular ya
da problemler üzerinde konuşmasını
sağlayabilir, daha sonra ise hasta,
sorunlarının neler olduğunu bulabilmesi için
kendi stratejilerini geliştirmesi yönünde
teşvik edilir. Bu yöntem, hastanın
bağımsızlık konusundaki arzularını
gerçekleştirmek, aynı zamanda da pasif
yaklaşımlarını kırmak konusundaki çalışmalar
esnasında yardımcı olur.
PAKB olan hastalarla ilgili olarak tedavide izlenebilecek ikinci
strateji, onların otomatik düşüncelerinin
farkına varmalarını sağlamaktır. Bu
hastalarda içgörürün zayıf olması, zihinsel
süreçlerinin, duygu ve davranışlarıyla nasıl
bir ilişki içinde olduğunu görmelerine engel
olabilir. Oldukça yaygın olarak kullanılan
bu strateji, tedavi planının özünü
oluşturabilir ve bilişsel modelin
rasyonelinin anlatıldığı tedavinin erken
aşamaları bu strateji için en uygun
zamanlardır. Düşüncelerinin daha fazla
farkına varmaları sayesinde bu hastalar,
negatif duygu ve işlevsel olmayan
davranışlara yol açan otomatik düşüncelerini
tanımlamayı öğreneceklerdir.
Özel Teknikler
Bu genel stratejiler ile birlikte, PAKB olan hastaların biliş,
duygu ve davranışlarını tanımlamakta
kullanılabilecek birkaç özel teknik de
mevcuttur. Özellikle otomatik düşüncelerin
belirlenebilmesi için pek çok yöntem vardır.
Duygusal değişimler esnasında oluşan
otomatik düşünceler seanslar sırasında
tanımlanabilirken, seanslar arasında geçen
süre içerisinde oluşan otomatik düşünceler
ev ödevleri ile yakalanabilir. Örneğin bir
hasta seans sırasında sinirlenebilir ve
“hiçbirşey yapamıyorum, beni baskı altında
tutuyorsunuz” türünde bir şikayette
bulunabilir. Bu durum, hastanın getirilen
önerilere veya taleplere karşı direnç
oluşturduğunu gösterebilir. Bu noktada
terapist ve hasta, bu düşüncelere neden olan
bilişleri yakalamaya çalışmalıdır.
Genellikle iki tür biliş vardır. Bunlardan
ilki depresyon ve sinirlilik gibi negatif
duygulara yol açar, ikincisi ise hastanın
kendisinden istenenlere, taleplere karşı
geliştirdiği bilişlerdir (Örneğin: Niçin
insanlar beni bu işleri yapmaya zorluyor?).
Bu bilişler tanımlandıktan sonra terapist ve
hasta, bunların geçerliliği ile ilgili
verilerin olup olmadığını değerlendirebilir
ve alternatifler ya da daha geçerli
açıklamalar üretebilirler.
Hastalığın Tekrarını
Önleme
Hastalığın tekrarını önlemek için başvurulabilecek en iyi yöntem
takip seansları düzenlemektir. Diğer kişilik
bozukluklarında da olduğu gibi PAKB olan
hastaların işlevsel olmayan düşünceleri, bu
düşünceleri tetikleyen ortamlar ile
karşılaşmadıkları sürece ortaya
çıkmayabilir. Bu nedenle hastayı olumsuz
olarak etkileyebilecek olan durumlar iyi
tespit edilmelidir. Otomatik işlevsel
olmayan örüntüler kadar, akılcı ve işlevsel
bilişler ve davranışlar da saptanarak
kaydedilebilir. İzleme seansları, hastanın
yeniden işlevsel olmayan örüntüler içerisine
girmesini engelleyecektir. Bu seanslar
esnasında başarılı stratejiler yeniden
gözden geçirilebilir, problem alanları
belirlenebilir ve potansiyel sorunlar
tartışılabilir. Hastaya terapinin, çeşitli
durumlarla etkili bir biçimde başa
çıkabilmek için bir araç olduğu
anlatılmalıdır. Stresli bir durum ile
karşılaşıldığı zamanlarda, bu stresle başa
çıkabilmek için hastanın terapiye tekrar
ihtiyaç duyması normal bir durumdur.
Terapistlerin
Karşılaşabileceği Sorunlar
PAKB olan hastalarla çalışmak, onların olumsuz tutumları ve
problemleri ile başa çıkmada alternatif
yolları kullanma konusundaki gönülsüzlükleri
nedeniyle, şüphesiz çok zordur. Buna ek
olarak bu hastalar tedavi esnasında ücret,
seanslara zamanında gelme ve güvenirlik gibi
pratik konularda da güçlük çıkartırlar. Bu
sorunları en aza indirgemek için, terapi
sırasında hasta ile işbirlikçi bir yaklaşıma
girmek doğru olacaktır. Örneğin hastaya
verilecek bir ev ödevi ile ilgili olarak
onun da fikri alınmalı, ne kadar yararlı
olacağını kendisinin bulmasına
çalışılmalıdır. Hastanın kendi küçük
hedeflerini geliştirmesini sağlamayı denemek
en iyisidir, ancak bu, terapinin ilk
aşamalarında beklenmemelidir. Terapistin,
PAKB olan hastaların tavırlarını, sonradan
edinilmiş ve öğrenilmiş hastalıklı
davranışlar olarak kabul etmesi ve kişisel
yaklaşmaması daha yararlı olacaktır. Bu
hastalarla çalışılması güç de olsa, önemli
gelişmeler sağlanabildiği gözlenmiştir.
Kaynak: İnternet
|